shape
shape

16-31 OCAK 2026

16-31 Ocak 2026

Dünya Ne Konuşuyor Raporları

Küresel gündemin güvenilir takipçisi "Dünya Ne Konuşuyor?" (DNK) raporlarımızla beşinci yılımıza girdik ve 96. sayımızı sizlerle paylaşıyoruz. DNK Raporlarımız üyelerimize özel gönderilmekte olup, üç ay önceki raporlar web üzerinden genel erişime açık halde paylaşılmaktadır.

Detaylar

Ø  Çin, 2025 yılında dış ticaret hacmini 45 trilyon yuanın üzerine taşıyarak küresel ekonomideki yerini sağlamlaştırmayı başardı. Dokuz yıldır üst üste büyüyen ticaret hacmi, sadece ihracata odaklanmakla kalmayıp ithalatı da tarihi zirvelere taşıyarak dünyanın en büyük ikinci ithalat pazarı olma konumunu koruyor. Ülke, gümrük vergilerini düşürerek ve Hainan gibi serbest ticaret limanlarını devreye alarak küresel iş birliğini artırmayı hedefliyor. Ayrıca ülkenin sanayi üretimi 2025 yılında %5,9 oranında artarak mevcut üretim gücünün devam ettiğini kanıtlıyor. Özellikle yüksek teknolojili imalat ve ekipman üretimi, genel büyüme oranının çok üzerinde bir hızla ilerliyor. 3D baskı ekipmanları, endüstriyel robotlar ve yeni enerji araçları gibi alanlarda yaşanan devasa artışlar, sanayinin dijital ve yeşil bir dönüşüm içinde olduğunu ortaya koyuyor.

Ø  İsrail ve Çin arasındaki ekonomik ilişkiler, bölgesel jeopolitik gerilimlere rağmen toparlanma sürecine giriyor. Gazze Ateşkesi sonrası iyileşen ticaret koşulları, 2025’in başında düşüş gösteren ticaret hacminin yeniden canlanmasına olanak tanıyor. İki ülke arasındaki teknoloji, tarım ve sağlık alanındaki iş birlikleri, bölgedeki risklerin azalmasıyla birlikte daha öngörülebilir bir zemine oturuyor. Ancak ABD’nin bölge politikaları ve Kızıldeniz’deki lojistik maliyetler, bu ticari ortaklığın istikrarı üzerinde belirleyici bir rol oynamayı sürdürüyor.

Ø  Trump yönetiminin Suriye politikası, sahadaki gerçeklerle çatışması nedeniyle ciddi bir başarısızlık riski taşıyor. ABD, Suriye hükümeti ile SDF arasındaki gerilimi ve İsrail ile olan güvenlik görüşmelerini yönetmekte zorlanıyor. Halep’teki son çatışmalar ve binlerce kişinin yerinden edilmesi, diplomatik bir plan eksikliğinin insani sonuçlarını gözler önüne seriyor. Trump’ın Abraham Anlaşmaları hayali, toprak anlaşmazlıkları ve İsrail’in askeri hareketliliği çözülmediği sürece uzak bir ihtimal olarak kalmaya devam ediyor.

Ø  Körfez ülkeleri, İran’daki iç gerilimleri ahlaki bir değişim beklentisinden ziyade stratejik bir soğukkanlılıkla izliyor. Bu ülkeler, İran rejiminin krizleri çözmek yerine baskıyla yönetme modeline alışkın olduklarını düşünüyorlar. Onlar için asıl risk, büyük bir çatışmadan ziyade, kontrol edilemeyen küçük hamlelerin bölge güvenliğini tehdit etmesi olarak görülüyor. Bu nedenle Körfez başkentleri, İran’ın dönüşümünden çok, kendi ülkelerini bu istikrarsızlığın olası etkilerinden korumaya odaklanıyor.

Ø  Dünyanın farklı noktalarında yaşanan siyasi istikrarsızlıklar ve çatışmalar, küresel güvenliği sarsmaya devam ediyor. Kongo’da isyancı grupların çekilmesinin ardından kaos derinleşirken, Guatemala ve Uganda gibi ülkelerde seçimler ve çete şiddeti nedeniyle olağanüstü hâl uygulamaları devreye giriyor. Küba enerji kriziyle boğuşurken, Grönland üzerindeki egemenlik tartışmaları büyük güçler arasında yeni bir gerilim hattı oluşturuyor. Orta Afrika Cumhuriyeti ve Lübnan’daki kırılgan ateşkesler ise bölgedeki barış umutlarını zorlamaya devam ediyor.

Ø  Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ın Pekin ziyareti, Londra’nın Çin ile ticari ilişkileri yeniden canlandırma çabasını simgeliyor. Ancak bu yakınlaşma, parlamentoda ve kamuoyunda casusluk endişeleri ile Çin’in ekonomik nüfuzu konusundaki eleştirileri de beraberinde getiriyor. Birleşik Krallık, yeşil enerji dönüşümü için Çin’e ihtiyaç duyarken, aynı zamanda kritik altyapısını bu bağımlılığın getireceği güvenlik risklerinden korumaya çalışıyor. Bu ziyaret, ticari faydalar ile ulusal güvenlik arasındaki hassas dengenin nasıl korunacağını test eden kritik bir dönemeç niteliği taşıyor.

Ø  Çin, küresel nadir toprak elementleri rezervlerinin yaklaşık yarısına sahip olarak teknolojik liderliğini ve tedarik gücünü koruyor. Batılı ülkelerin "tekel" suçlamalarına rağmen Çin, madencilik ve saflaştırma teknolojilerindeki üstünlüğü sayesinde küresel yüksek teknoloji zincirine ivme kazandırdığını savunuyor. 2025 yılında nadir toprak ihracatını %12,9 oranında artıran ülke, piyasa mantığına göre hareket ettiğini belirtiyor. Diğer yandan ABD’nin bu alandaki siyasi hamlelerinin, teknolojik temelden yoksun olduğu için çevresel zarara ve kaynak israfına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Ø  Bilim insanları, 2026 yılı için Kıyamet Saati’ni gece yarısına 85 saniye kalaya ayarlayarak insanlığı büyük bir tehlikeye karşı uyarıyor. Bu süre, nükleer riskler, iklim krizi ve yapay zekadaki denetimsizlik nedeniyle saatin tarihindeki en yakın nokta olarak kaydedildi. Büyük güçler arasındaki rekabet ve uluslararası iş birliğinin zayıflaması, dünyayı varoluşsal bir felaketin eşiğine getiriyor. Uzmanlar, bu saatin sadece bir metafor olmadığını, gezegenin kırılganlığını hatırlatan ve acil eylem çağrısı yapan bir araç olduğunu vurguluyor.

Ø  İran rejimi, ülkede yayılan protestoları durdurmak amacıyla 2026 yılının başında interneti neredeyse tamamen kapatarak dijital bir izolasyon başlattı. Yaklaşık 92 milyon insanın dünyadan koptuğu bu kesinti, rejimin kendi iç ağını kullanarak toplumu kontrol etme stratejisinin yeni bir aşamasını temsil ediyor. Hükümet, vatandaşların sadece onaylı sitelere erişebileceği bir sistem kurmayı hedeflerken, sansürü aşmaya yarayan teknolojileri de suç kapsamına alıyor. Bu durum, İran halkının hem iletişim kurma özgürlüğünü engelliyor hem de bilgi alanını tamamen manipülasyona açık hale getiriyor.

Hızlı İletişim

Konuyla ilgili merak ettikleriniz veya iletmek istedikleriniz için hemen bize yazabilirsiniz!

Diğer Raporlar