shape
shape

1-15 TEMMUZ 2025

1-15 Temmuz 2025

Dünya Ne Konuşuyor Raporları

“Dünya Ne Konuşuyor?” (DNK) Raporlarımızı; Ekonomi, Politika, Çevre, Sosyal ve Teknoloji olmak üzere beş ana başlıkta ayda iki defa okurlarıyla buluşturmaya devam ediyoruz. DNK Raporları üyelerimize özel gönderilmekte olup, üç ay önceki raporlar web üzerinden genel erişime açık halde paylaşılmaktadır.

Detaylar

  • 2025 yılında ABD’nin İran’a düzenlediği nükleer tesis saldırılarına rağmen petrol piyasaları beklenen sert tepkiyi vermedi. Buna neden olarak da; 2010’dan sonra Batı Yarımküre’de üretim ve ihracatın artması, Çin’in enerji talebinin yükselip “son çare ithalatçı” konumuna gelmesi ve OPEC ile Orta Doğu’nun petrol piyasasındaki kontrolünün azalması gösterildi. Bu değişiklikler, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidinin ekonomik olarak kendi aleyhine olacağı bilinciyle hareket etmesine yol açtı. Böylece, petrol arzı artık daha çeşitli ve piyasa daha istikrarlı hale gelirken, enerji kaynaklarının silah olarak kullanılması eski etkisini yitirdi ve küresel petrol piyasaları krizlere karşı daha dirençli hale geldi.

 

  • Çin otomotiv sektörü 2025 yılının ilk yarısında güçlü ve çift haneli büyüme kaydetti; otomobil üretimi %12,5 artarak 15,62 milyon adede, satışlar ise %11,4 yükselerek 15,65 milyon adede ulaştı. Yeni enerji araçları segmentinde üretim %41,4, satışlar ise %40,3 oranında artış gösterdi. Bu gelişmeler, Çin ekonomisinde yurtiçi tüketimin canlılığını ve otomotiv sektörünün sürdürülebilir büyüme trendini ortaya koyarken, ülkenin otomobil pazarındaki lider konumunu güçlendirdi. 

 

  • 2025 yılında AB-Çin ilişkilerinin 50. yılı kutlanırken, ticaretteki büyüklüğüne rağmen Avrupa’nın Çin’e karşı tutumu giderek sertleşiyor. AB, Çin’in devlet destekli kapasite fazlası üretimi ve stratejik sektörlerdeki kısıtlamaları nedeniyle ekonomik ve güvenlik kaygıları taşıyor. Çin ise AB’nin eleştirilerini ABD etkisine bağlıyor ve “aşırı kapasite” iddialarını reddediyor. AB’nin ortak duruş eksikliği, Pekin’in “Böl ve yönet” stratejisiyle üye ülkelerle ayrı ayrı ilişkiler kurmasına zemin hazırlıyor. 2025 yılı temmuz ayındaki zirve, bu gerilimleri azaltmak ve net mesajlar vermek için kritik önem arz ediyor. 

 

  • ABD, Afganistan’dan çekilmesine rağmen son beş yılda askerî harcamalarını büyük oranda artırdı; Pentagon, 2,4 trilyon dolarlık harcamada başlıca savunma şirketlerine milyarlarca dolar aktardı. 2025 yılında askerî bütçe 1,06 trilyon dolara yükselirken, toplam harcamalar %99 artışla 899 milyar dolara ulaştı. İsrail ve Ukrayna’ya sağlanan yardımlar ile Avrupa’ya yapılan silah satışları da artış gösterdi.

 

  • Orta Doğu’daki güç dengesi 2025 yılında kırılganlığını korurken, haziran ayında ABD, İsrail ve İran arasında gerçekleşen kısa askerî harekât bölgedeki gerilimi artırdı. İran, askeri ve ekonomik zararlar yaşasa da stratejik yenilgiye uğramadı; iç politikada değişimler ve yaptırımların kaldırılması gündemde. İsrail’in bölgedeki konumu güçlenirken, Filistin sorunu devam etmekte. ABD ise bölgedeki nüfuzunu sürdürüp, İsrail-Arap ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Bu durum Rusya için ekonomik ve diplomatik zorluklar oluştururken, Moskova İran’ın nükleer programında şeffaflık sağlamaya çalışacak; ancak İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesi ve Çin’in artan petrol alımı Rusya’nın bölgedeki çıkarlarını zayıflatabilir.

 

  • Yeşil ve dijital dönüşümle birlikte kritik minerallere olan talep hızla artarken, askeri faaliyetler de bu talebi önemli ölçüde yükseltiyor. ABD, AB, Kazakistan, Namibya ve Ukrayna gibi ülkeler, titanyum ve galyum gibi stratejik mineralleri savunma stratejilerinin merkezine alarak “askeri-mineral kompleksi” oluşturuyor. Bu durum sürdürülebilir madencilik ve kalkınma politikaları için risk teşkil ediyor; çünkü askeri talepler, düşük karbonlu enerji sistemleriyle rekabet ederek çevreye zarar verebilir ve yerel halkların haklarının ihlaline yol açabilir.

 

  • Yapay zekâ destekli işe alım sistemleri, işe alım süreçlerini hızlandırmakta ve aday verilerini analiz ederek otomatik kararlar verebilmekte. Ancak bu sistemlerdeki algoritmik önyargılar, adaylar açısından ayrımcılığa yol açabilecek sonuçlar doğurabiliyor. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve etik ilkelere uyum eksikliği, bu sistemlerin güvenilirliğini sorgulatmakta. Avrupa Birliği, bu uygulamaları “Yüksek riskli” kategorisine alarak sıkı düzenlemeler getirdi. Buna karşılık, Hindistan’da davranışsal veriler kişisel veri sayılmadığından yasal koruma yetersiz kalmakta. Uzmanlar, yapay zekânın tamamen yasaklanması yerine, insan denetimiyle birlikte şeffaflık, adalet ve veri güvenliği ilkeleri çerçevesinde kullanılması gerektiğini vurgulamakta.

Hızlı İletişim

Konuyla ilgili merak ettikleriniz veya iletmek istedikleriniz için hemen bize yazabilirsiniz!

Diğer Raporlar